Salyangozlar da Skolyoz mu?

kaleminden

Şimdi şöyle bir “zaman geriye aksın!” diyerek, 2008 yılının aralık ayına doğru gidiyoruz. 11 yaşında olduğum zamanlara…

Tüm aile bir arada olduğumuz soğuk kış gününde, sıcacık sobanın etrafında toplanmıştık. Bir bayram günüydü… Tabii o soğukta sıcacık sobayı bulunca tatlı bir uyku bastırmış, kuzenlerim ve ben bir odada uykuya dalmıştık.

Biz biraz kalabalık bir aileyiz, kuzenlerimle de yaşlarımız yakın, dolayısıyla gelişimimiz de öyle.

Ben uykudan kalkınca ufak bir sırt ağrısıyla anneme gidip sırtımı ovmasını istemiştim. O esnada, şans eseri o sinsi hastalığın kendini ele vereceği bir pozisyonda durmuştum. Kollarım öne doğru serbest ve sırtım kambur bir şekildeydi. Annem masaj yapmayı bıraktı ve bir şeye odaklandı, sonra diğer kuzenlerimi çağırıp onların da sırtına aynı pozisyonda baktı fakat bende belirgin bir farklılık vardı. Yamuktum! 😄

Bir kürek kemiğim, diğerinden daha yüksekti yani. Tabii gözle görülür net bir farklılık yoktu fakat annemin içine kurt düşmüştü bir kere.

Bayram dönüşünde zaman kaybetmeden bir araştırma hastanesinde soluğu almıştık. Babamın lise arkadaşı bu hastanede ortopedi doktoruydu. Önce annemin fark ettiği pozisyonda bir ön kontrol yaptıktan sonra birkaç su terazisi benzeri aletlerle omuz düşüklüğüm var mı diye kontrol etti. En sonunda “Yenge, bu çocukta hiçbir şey yok, sen hastalık konduruyorsun.” Diyerek anneme serzenişte bulundu. Her şey bu kadardı demek isterdim ama asıl olay bundan sonra başlamıştı.

Annem itiraz etmiş varsa yapılacak bir şey tekrar bakılmasını istemişti. Sırf annemin içi rahat etsin diye bir de akciğer filmi çekimi için bizi yönlendirdi doktorumuz. Film çekimi sonrası muayenehanede sonucu beklerken, içimi ilk defa bir sıkıntı, hatta korku sarmıştı. “Anne hadi gidelim.dediğimi ve bu cümlemin ardından doktorun geldiğini o kadar iyi hatırlıyorum ki, kaçış yolum kalmamıştı. Elinde filmlerle içeri girerken mahcup bir şekilde anneme “Haklıymışsın…” demişti sadece. 45 derece üstü eğim ile S çizen omurgaya sahiptim, yani skolyozdum.

Skolyoz çok sinsi bir hastalıkmış. Doğuştan var olması, kaza gibi ani çarpmalar ya da belirsiz sebeplerle meydana gelebiliyormuş. Tek kolda çanta taşımak, omurgayı desteklemeyen bir yatakta yatmak, ergenlik döneminde birden boy atmak gibi olgular belirsiz sebepler grubunda yer alıyor. Bence ayak tabanı ya da bacaklardaki kas/kemik rahatsızlıkları da sebep oluyor bu rahatsızlığa.

O güne dönecek olursak, önümüzde bir hastalık vardı ve biz onunla tanışmayı hiç beklemiyorduk.

Doktorumuz bu konu üzerine uzmanlık yapmış bir doktora yönlendirdi bizi. Sanırım geçmişe dönüp baktığımda beni tekrar tekrar yaralayan kısım tam olarak burası. Hatıramda gerilim filmlerindeki o “her an bir yerden bir şey çıkabilir” hissiyle ve kapkaranlık bir oda olarak canlanıyor bu sahne.

Evet… Odaya girdiğimizde doktor akciğer filmlerinden omurgamı inceledi. Annem, babam ve ben oturmuş merakla ne diyeceğini bekliyorduk. Sanki ben o odada yokmuşum gibi gayet insanlığından yoksun bir şekilde beni nasıl ameliyat edeceğini, platinleri omurgama yerleştireceğini, tabii riskli bir ameliyat olduğunu ama bunu çok kez yaptığını ve ameliyatın olası felç kalma gibi çok yüksek risklerinin olduğunu anlattı. Tekrar ediyorum, odada 11 yaşında bir çocuk var.

Bence anne babaya da böyle rahat bir dille anlatılmamalı bu aşamalar ama bu farklı bir yazının eleştiri konusu olur sanırım.

O gün hastaneden çıktığımızda sarsılmıştık, her birimiz. Biri bir ses çıkarsa kıyamet kopacaktı sanki. Öyle şok içinde yürüdük ve arabamıza bindik. Arka koltukta sol camdan dışarı bakarken hastaneyi gördüm. Tıpkı bugünkü gibi kapalı ve yağmurluydu hava. Cama vuran yağmur damlalarıyla birlikte kendimi daha fazla tutamadım ve ağlamaya başladım. Bu annemin kırılım noktası oldu sanırım, o da kendini daha fazla tutamadı… Öylece evin yolunu tuttuk.

Devamı bir sonraki yazıda…

Posted In ,

Yorum bırakın