Salyangozlar da Skolyoz mu? – 2

kaleminden

Algıda seçicilik miydi yoksa o dönem bir anda patlak veren bir hastalık mıydı bilmiyorum ama sabah programlarından birinde gündem “skolyozdu”.  

Bu konuda ün yapmış bir doktor, tedavi yöntemlerini ve ameliyatın amacını anlatıyordu. Sanırım iyi olacak hastanın doktor(lar) ayağına gelir dedikleri buydu, adamın muayenehanesi Ankara’daydı.

Randevu aldıktan sonra doktorun muayenehanesine gittik, bizden önce randevusu olan hasta yıllar önce ameliyat olmuş ve rutin kontrolüne gelmiş biriydi. Sıra bize geldiğinde, bu doktor da muayene sonrası aynı sonuca ulaştı. Çözüm olarak ise korse kullanabileceğimi ama bu kadar yüksek bir derecede ameliyatın kaçınılmaz olduğunu söyledi. Korse kullanımı benim için acı dolu bir süreç olacak ve hiçbir iyileşme göremeyecektim.

Not: Birkaç yıl önce aletli pilates dersimde, skolyoz hastası olup 45 derece eğriliğe sahipken pilates yaparak derecesini azaltan kişiler olduğunu öğrendim. Geçmişte böyle bir fırsat çıksa karşıma kesinlikle denerdim, olur ya skolyoz bir tanıdığınız varsa aklınızda bulunsun.

Annem başka bir doktorun daha fikrini almak istedi. O dönem birçok doktora gittik, gerek ortopedi gerekse ameliyatın risklerinden dolayı beyin cerrahından fikir almıştık.

Şifa bir şekilde bir yerden gelecek ya işte, Konya’dan bir profesör, kısa süreliğine Ankara’daki bir hastaneye gelmiş. Biz de güç bela randevu alıp gittik kontrole. Tüm süreci dinledi, tüm sonuçlara baktı. Anlattıklarımız arasında isim vermeden bahsettiğimiz doktoru, bize yaptığı yorumlardan direkt tanıdı. Gerçekten bu süreçte güven duyduğum tek doktordu. “Konya’ya geri dönmeden ameliyatını yapalım, hiçbir sorun olmayacak Allah’ın izniyle, korkmayın.” diyerek teselli etmişti hepimizi. O gün ameliyat tarihini netleştirdik. Ara tatilde ameliyat olacaktım.

Buraya kadar çok iç açıcı şeyler anlatmadım size ama elbet her kötü anının güzel yanları da oluyor, biz de tam o kısma geldik. 😊

Günler geçti, ameliyat için hastane yatışının yapılması gereken gün geldi. Saat kaçta girdim ameliyata, hangi gündü hiç hatırlamıyorum. Ama hemşireyi peşimden nasıl koşturduğumu hala gülerek hatırlıyorum. 😄

Ben iğneden oldum olası korkmuşumdur, sevmem yani o hissi. Benden de ameliyat öncesi kan alacaklarmış, ne bileyim ben. O ana kadar tüm riskleri konuştuk ama iğneden bahsetmedi hiç kimse.

Karşımda bir hemşire, elinde de XXXL boyutlarda iğnesi!

O iğneler öyle Yeşilçam’dan kalma değilmiş, gerçekten varmış. Bir de onunla benden kan alacakmış. Durur muyum başladım kaçmaya, Allah ne verdiyse çıkıyorum katları, onlar da peşimden geliyorlar.

En üst kata çıktım, karşımda otomatik bir kapı, üstünde de “Ameliyathane” yazıyor. Yağmurdan kaçarken korkularımın ortasında doluya yakalandım, sonunda tıpış tıpış geri dönüp teslim oldum. Tabii bu süreçte delinmedik yerim kalmadı o da ayrı mesele.

Her şey tamamdı artık, o büyük an gelmişti. Mavi önlüğümü giydim, annemlerin ve teyzemlerin ağlamamak için titreyen çenelerinin eşliğinde mavi bonemi taktım ve tekerlekli sandalyeye oturdum. Bütün ailem oradaydı. Dayılarım, teyzelerim, yengelerim, amcalarım… kimi ararsanız. Bizim minnoşlar da fazla duygusaldır. Zaten bu süreçte fazla fazla gözyaşı döktüler, o gün beni öyle görünce kaçınılmaz sondu ağlamaları.

Bir şey yapmam lazımdı. Tekerlekli sandalyeyi süren abiye döndüm, “Abi koş, yetişemesinler bize” dedim. Biz önden koşuyoruz, bizimkiler arkadan güle güle geliyorlar. Gözyaşından kurtarmıştık o anı.

Ama sonrası çok soğuktu…

Beni duvarın kenarında koca koca tüpler, ortada ise bir tane sedye olan bir odaya aldılar. O kadar soğuktu ki, titrediğimi hatırlıyorum. Tüm bu yaşanan süreçte “tek başıma” kaldığım ilk ve son andı. Bilmediğin bir yerde, sonrasında ne olacağını tahmin edemediğin bir yerde tek başına kalmak da zormuş. Bir süre sonra hemşireler beni almaya geldiler, ameliyathane hazırdı, başlayabilirdik.

Yukarıdan kocaman beyaz bir ışık vuran, yeşil-mavi ve beyazdan başka renk olmayan bir odaya girmiştik. Odanın üstünde siyah camlı bir alan var mıydı yoksa bu benim hayalimde canlanan bir ayrıntı mı emin değilim. Hastanede tanıştığım tüm personel ameliyathanedeydi sanki, çok da yabancı değildi yüzleri. Önce beni sakinleştirmek için sevdiğim şeyleri sordular, o sırada anestezi işlemi için hazırlanıyorlardı. Sonra “10’dan geriye sayabilir misin?” dediler.

10, 9, 8, 7…. Ve her yer karardı.

En azından benim için her yer kararmıştı, onlar için ise muhteşem bir konser başlamıştı. Anestezinin etkisiyle bir süre şarkı söylemişim, o anlar benim hatırımda yok ama visit sırasında çok dalga geçtiler benimle. 😇

Uyandığımda başucumda toplanmış bir aile ve sırtımda ise çokça ağrım vardı. Ama her şeyin geçtiği gibi bu süreç de geçti gitti.

Hayatımda şükrettiğim en kıymetli zamanlardandır bu anlattıklarım.

Bir doktor gibi yaklaşıp vazgeçmeden devam eden annemin varlığı için, şifası olan bir hastalığa sahip olduğum için,  var olan şifaya sahip olabilecek kadar şanslı olduğum için, bakışlarıyla üzerime titreyen bir aileye sahip olduğum için, bilgisiyle ve emeğiyle beni sağlığıma kavuşturan hastane personelinden, hemşiresine; asistanından doktoruna kadar şükredeceğim o kadar çok şey var ki.

Ve şükürlerin en önemlisi bunu bir nimet olarak görmemi sağlayana, inancıma…

Benim için dönüm noktasıdır. Kalbimde merhameti büyüten bi’ anıdır.

Tekrarı nasip olmasın ama iyi ki yaşadım, her anıyla.

Ah, son olarak; hasta çiçeği kabul etmedim. Onun yerine bana çiçeğin parasını gönderin dedim tüm aileme, gittim kendime ilk dokunmatik telefonumu aldım. Yıllar geçti üzerinden ama o telefonu hala saklarım.

İşte bu da böyle bir anıydı… 😊

Sizin de anlatmak istediğiniz benzer anılarınız varsa yorumlarda buluşalım.

Sağlıkla ve sevgiyle kalın!

Posted In ,

Yorum bırakın