iyi hisset iyi yasa

kaleminden

Yeni kitap inceleme yazıma hoş geldin! ☺️

Eğer beni instagramdan takip ediyorsan bu yıl için okuma hedefimin 30 kitap olduğunu biliyorsundur. “İyi Hisset İyi Yaşa” ise okuma hedefimin içinde yer al ikinci kitap oldu.

Açıkçası kişisel gelişim kitaplarında kendi hikayelerini anlatan, kendilerini eleştiren insanları, onların elinden çıkan kitapları okumayı çok seviyorum. Nereden nereye geldiklerini gözlemleyen, düşünce yapılarını değiştirdiklerinde hayatlarındaki değişimi  fark eden insanların kendileriyle barışık olduğunu düşünüyorum. Tüm o kalıplardan arınmak, benliğindeki eksikleri kabul etmek ve güçlendirme inşasına başlamak için “işte tüm kusurlarımla ben buyum!” diyebilmek… İnsanın bence kendisi olduğu en kıymetli an bu. Çünkü hayatımızdaki insanların kusurlarına o kadar odaklanırız ki, sanki kendimiz her şeyimizle mükemmelmişiz gibi… Kusur aynasını kendimize çevirip kendimizi eleştirmek en zorudur.

Belki kendimizi sevmek de en zoru.

Vex King kitabında çok kıymetli bir soruyla bu konuya değinmiş;
Senden sevdiğin şeyleri saymanı isteseydim sıranın kendi ismine gelmesi ne kadar sürerdi.?

Bu cümleyi okuduğum an bir şimşek çaktı sanki beynimde. Sevdiğim insanları, yemekleri, şarkıları bir sıraya koyardım ama kendimi bu listeye dahil etmek aklımın ucundan geçmezdi. Sonra düşündüm;
Eşimin geçer miydi? Sanmıyorum.
Peki ya annemin, babamın, kardeşimin aklından geçer miydi? Hiç sanmıyorum.
Arkadaşlarımın…? Maalesef, onlar da kendilerini bu sıralamaya dahil etmezlerdi.
Kendini önemsemeyen bir insan başkalarını nasıl önemser ki?
Okumaya devam ettim, şöyle devam ediyordu satırlarına Vex;
“İnsanlar kendilerini beğendirmek, yaptıkları eylemlere karşılık olarak olumlu dönüşler almak ister. Bu sebepledir ki, kendi isteklerinden çok, başka insanların onayına göre yaşarlar.
….
Dünyaya geldiğinizde benliğinizle baş başaydınız ve bu hayattan ayrılırken de yine kendinizle baş başa olacaksınız. Kendinizi sevin.
.
Hayatımız bize sunulmuş tek bölümlük bir sahne, oyunun ne kadar süreceğini, hangi sahnelerde rol olacağımızı bilmiyoruz fakat bu oyunun başrolü biziz. Hepimizin bu dünyada gerçekleştirmesi gereken bir görevi olduğuna inanıyorum. Dünyanın daha yaşanılır bir yer olması için, birinin dünyasına ışık olmak için; bir buluş, bir yardım, içten bir gülümseme… Sahnede spotların tam üzerimizde olduğu anlar ise bambaşka zamanlara denk geliyor,
Biri gösterisinin ilgi çekici kısmına çoktan gelmişken, siz hala kendi gösteriniz için sahne arkasında hazırlık yapıyor olabilirsiniz. Bu sizin sahneye çıkıp parlamayacağınız anlamına gelmez.

Bu kıyasa ne kadar çok düşeriz oysa değil mi?
İlkokul arkadaşlarımızla başladığımız eğitim hayatı, önce ortaokul sonra lise, ardından üniversite hayatıyla devam eder. Ama tam olarak bu son noktada kader yolu çizilir sanki. Aynı mahallede oturduğun, aynı sıralarda okuduğun arkadaşlarınla yolların bir anda ayrılır. Farklı üniversiteler, farklı okullar… Bunlarla birlikte gelen başka arkadaşlıklar, başka anılar ve başka deneyimler…
Sonra iş hayatı telaşesi başlar ve her birimiz bu maratonda sadece kendi döktüğümüz terleri görürüz. Başkalarının başarı paylaşımları ise çabaladıkları arka planlar olmadan tertemiz ve çok kolay bir başarıymış gibi önümüze düşer.

İşte tam bu noktada kendinizi başkalarıyla kıyaslamaya başlarsanız, kaybedersiniz. Zamanınızı kaybedersiniz, özgüveninizi kaybedersiniz, nasibinizi görmez olursunuz. Çamura saplanan bir araba gibi olduğunuz yerde hayatınıza çamur sıçratarak enerji boşa harcarsınız.
İnsanın tek rakibi kendisi olmalı. Dünkü halimden daha gelişmiş, bir kelime bir bilgi öğrenmiş, başka bir bakış açısı edinmiş, kendimle barışmış, var olana şükretmiş olarak devam etmeliyim yoluma.
Bizim de parlayacağımız o mucizevi an için kendimizi hazırlamalıyız. Olumlu baktığımızda tüm güzellikleri hayatımıza çekeceğimize inanarak ve karşımıza çıkan fırsatları değerlendirerek devam etmeliyiz. Bazen öyle bir an geliyor ki, yaşadığınız her şeyin o mükemmel sonuca erişmek için bir sebep olduğunu anlıyorsunuz.

Enerjimizi yüksek tutmalı, çevremizde de bu enerjiyi besleyen insanlar bulundurmalıyız. Negatif insanlar istemeseler bile enerjinize gölge düşürürler. Bulunduğunuz ortamdaki bir gergin an, arkadaşınızın bir sıkıntısı, haberlerde gördüğünüz kötü bir olay… Bunların hepsi yavaş yavaş kara bulutlar gibi sarar etrafınıza. Bu demek değil ki kendinizi soyutlayın, maruz kalmayın, kimseyle görüşmeyin ya da bir derde derman olmayın… Enerjinizi korumayı bilin. Olumsuz olan her durumun bir gün sona ereceğini kendinize hatırlatın. Ben duygusal anlamda empat sınırına doğru gittiğimi düşünüyorum. Kimi dinlesem, neyi izlesem acısını kendim yaşamışım gibi hissediyorum. Çevremdeki insanların problemlerini farkında olmadan gün içine de kafama takıyorum ya da etkisinden çıkamıyorum sanırım. Vücudum buna zona, kabarmalar ve benzer şekildeki belirtilerle tepki verdikçe bu duruma yorar oldum belirtileri. Artık üzüldüğüm ya da sinirlendiğim şeyler olduğunda/duyduğumda kendimi bir süre soyutluyorum ve kendime şu soruyu soruyorum:
Bu konu 1 hafta sonra da böyle canımı sıkacak mı? Peki ya 1 ay sonra, 1 yıl sonra?
Hayır mı?
O zaman bu kadar kafana takma, demek ki bir çözümü var.

Maruz kaldığımız olumsuzlukların sayısı o kadar fazla ki, kendimizi bazen koruyamıyoruz. Dalıp gidiyoruz konuların içine. Ama enerjimizi korumak ve yüksek tutmak bizim elimizde. Bazen bir animasyon filmi izleyerek, bazen meditasyon yaparak bazen de bir şarkıyla ya da bir evcil hayvanla!

Stresi vücudunuzda biriktirmeyin, bu dünyada ölüm hariç her şeye çözüm var Allah’ın izniyle. Her işimizin sonucu güzelliklere çıksın, en hayırlı şekilde…

Ay, kitap yorumlama bahanesiyle ne iç döktüm.
Şimdi derin bir nefes al ve “İyi Yaşa İyi Hisset” kitabının siparişini ver 😅
Yakın bir arkadaşla dertleşmek gibi gelecek emin ol…
Okursan yorumlarını bu yazıya cevaben bekliyor olacağım! Kendine iyi bak! 🥰

Posted In ,

Yorum bırakın